ANASAYFA / UZMANLIK ALANLARI / ULUSLARARASI FİNANSMAN YÖNETİMİ DANIŞMANLIĞI
ULUSLARARASI FİNANSMAN YÖNETİMİ DANIŞMANLIĞI

Temel olarak Avrupa ve gelişmiş körfez ülkeleri ile Asya kıtasında faaliyet gösteren farklı yatırım, katılım, kalkınma bankaları ile yatırım fonları ve yabancı yatırımcılarla birlikte bu alanda hizmet vermekteyiz. Dünyadaki uluslararası çalışan büyük kalkınma bankaları ve bu banka yada yatırım fonlarıyla şirketlerin yatırım finansmanı, refinansman ihtiyacı ile Leasing alanında danışmanlık faaliyetlerini kapsayan hizmet fonksiyonlarımız var.

Firmaların kuruluşundan günümüze kadar olan ve önümüzdeki 10 yıllık büyüme, kapasite arttırma veya kalkınma planlarına yönelik yatırım yada refinansman ihtiyaçlarının analizleri firma ile birlikte değerlendirilir. Firmanın tüm fonksiyonları (finansal gücü, kuruluş yılı, büyüklüğü, hedefleri, üretim kapasitesi, çalışan sayısı vs) hikayesiyle birlikte uygulayacağımız check list üzerinden uygun formatta hazırlanır.

Son yılların mali verileriyle birlikte kalkınma bankalarının istediği formatta finansal tablolar hazırlanıp bu anlamda analizleri yine bankayla paylaşılır.

Şirketin büyüklüğü, performansı ve mali gücü bir bütün olarak değerlendirildiğinde yurtdışında hangi yatırım, kalkınma veya katılım bankalarıyla çalışılabileceğine karar verilir.


Kalkınma ve Yatırım Bankaları ile Yatırım Fonları nasıl çalışıyoruz?

Çoğu zaman birlikte değerlendirilmesine rağmen, gelişmekte olan ülkelerde sermaye yetersizliği içindeki firmalara veya büyük sanayi firmalarının yapacağı yatırımlara kaynak ve teknik yardım sağlayarak ekonomik gelişimi hızlandırma amacı güden finansal aracılara Kalkınma Bankası; gelişmiş ülkelerde atıl fonlara sahip kurumsal yatırımcılara fonlarını menkul değer alım ve satımı ile değerlendirmelerinde aracılık ve danışmanlık yapan, işletmelere doğrudan kredi vermeyen, ancak işletmelerin orta ve uzun vadeli fon gereksinimlerini karşılayan finansal aracılara ise Yatırım Bankası adı verilir.

Anlaşılacağı üzere, kalkınma ve yatırım bankaları arasında işlevleri itibariyle farklılıklar vardır. Söz konusu farklılıklar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

•Kalkınma bankacılığı genellikle az gelişmiş, gelişmekte olan veya gelişmenin başlangıcındaki ülkelerde görülmektedir. Yatırım bankacılığı ise daha çok sermaye piyasasının gelişmiş olduğu ekonomik olarak da gelişmiş ülkelerde görülmektedir.

•Kalkınma bankaları kredi vererek, iştiraklerde bulunur. Yatırım bankaları ise, kredi verme yerine, daha çok işletmelere uzun vadeli fon sağlamada önemli rol oynarlar.

•Kalkınma bankalarının sermayesini öz kaynakları, yönetimi kendilerine bırakılan fonlar ve alınan iç ve dış krediler oluşturur. Yatırım bankacılığının esas sermaye kaynağını ise, sermaye piyasasından sağlanan fonlar oluşturur.

•Bu iki bankacılık türü birbirlerini ikame eden değil, tamamlayan farklı bankacılık alanlarıdır.

•Kalkınma bankaları ülke ekonomileri geliştikçe ve sermaye piyasası önem kazandıkça ya kapanmakta ya da yatırım bankası haline gelmektedir.

Türkiye’de 2010 yılı sonu itibariyle toplamda 13 kalkınma ve yatırım bankası finansal aracılık faaliyetini yürütmektedir. Bu bankaların büyük bir çoğunluğu kalkınma bankacılığı alanında çalışıyor gözükse de, kendilerini yatırım bankası olarak tanıtmaktadır. Bunun nedeni, Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke konumunda olmasına rağmen, Türk finans piyasasının büyük ölçüde gelişmiş bir ekonomininkine benzer bir yapıda faaliyetini sürdürmesidir. Bu durumu, özellikle 2002’den sonra Türk finans piyasasında görülen yeniden yapılanma, ortaya çıkarmıştır.

Dünya Bankası grubunda yer alan finans ve kalkınma fonları da gelişmekte olan ülkelerdeki özel sektör yatırımlarına hükümet garantisi aranmaksızın, genellikle sermaye ortaklığına girerek ve/veya doğrudan kredi desteği ve Sendikasyonu/seküritizasyon kredisi sağlamak yoluyla kaynak aktarmaktadır. Kredilerin amacı genel olarak küçük ve orta boy işletmelerin desteklenmesidir.

Katılım bankalarının, fon kaynakları ve fon toplama yöntemleri ticari bankalarınkinden farklıdır. Buna göre, bu bankalar fon arz etme niyetinde olan aktörlere, faiz yerine kâr-zarar ortaklığına dayalı bir sözleşme önerirler. Dolayısıyla, topladıkları fonlar diğer bankalardaki mevduat hesaplarına benzese de, onlarda olduğu gibi önceden belli bir faiz oranı vaat edemezler. Dönem sonunda piyasada geçerli getiri oranlarına yakın bir kâr payı verirler. Topladıkları fonlar; vadesiz ise özel cari hesaplar, vadeli ise kâr ve zarara katılma hesapları olarak kaydedilir. Ayrıca, diğer ticari bankalarda olduğu gibi kısa vadeli her türden borçlanma işlemine giremezler. Zira faiz cinsinden bir borç kaynağı kullanmaları mümkün değildir. Bu doğrultuda toplanan fonlar, sadece fon talebinde bulunan kişilere kredi şeklinde kullandırılabilir. Bunun dışında, diğer ticari bankalarda olduğu gibi tahvil ve bono gibi borç senetlerini tutmaları mümkün değildir. Böyle olunca da kârlılıkları sadece kullandırdıkları kredilere bağlı olmaktadır. Söz konusu krediler nakdi ve gayri-nakdi biçimde olur. Gayri-nakdi krediler ticaret bankalarındaki gibi teminat mektupları ve garanti belgeleridir. Nakdi krediler ise şunlardır:

•Kâr-zarar ortaklığı: Taraflardan birinin emeğini, diğerinin de sermayesini koyduğu bir tür emek-sermaye ortaklığıdır.

•Üretim ya da kurumsal destekler: Kurumun müşterisi firmanın ihtiyacı olan makine ve teçhizatı satın alıp, ona maliyet artı kâr usulü ile satmasıdır.

•İştirak: Her iki tarafın da emeğini ve sermayesini koyarak bir ortaklık kurmasıdır.

•Finansal kiralama (leasing): Kurumun müşterisi firmanın ihtiyacı olan makine ve teçhizatı kendi adına satın alıp, ona kiralamasıdır.


Uluslararası Finansman Unsurları Kredi müşterisi ile kredi kullandıran finansal aracı arasındaki bağı oluşturan özellikler, kredinin unsurları olarak da ifade edilir. Bir kredi ilişkisinde dört temel unsur bulunur. Bunlar; zaman (vade), güven, gelir ve risk unsurlarıdır.

Zaman (Vade) Unsuru Yatırımcı, kullandığı krediyi belirli bir zaman periyodu içerisinde eşit ya da farklı taksitler ile geri ödemeyi taahhüt eder. Geri ödenecek değer, kullanılan krediye konu olan anapara ve yasal faizinin toplamından ibarettir. Kredi ilişkisinde zaman çok önemli bir unsurdur. Çünkü krediye ait geri dönüş riskini belirleyen temel faktör zamandır. Kredi müşterisi, eğer kullandığı krediyi ve yasal faizini zamanında geri ödeyemezse, o zaman krediyi kullandıran finansal aracı hukuki yollarla söz konusu kredinin tazminini sağlamaya çalışır.

Güven Unsuru Kredi kullandıran ile krediyi kullanan arasındaki ilişki, temelde güven unsuru üzerine kuruludur. Söz konusu güveni sağlamak için, kredi kullandırma yetkisine sahip olan finansal aracılar, kredi kullanma arzusunda olan ihtiyaç sahiplerinin bir takım bilgilerini incelemekte ve bu doğrultuda kredi sürecini başlatmaktadır. Ayrıca, bazı durumlarda bir takım kefalet ve teminatlar da söz konusu güven unsurunun tesis edilmesi için başvurulan yöntemlerdendir.

Risk Unsuru Bankacılıkta risk, ödünç verilen fonun tahsiline ve verilen garantiye konu olan taahhüdün yerine getirilmesine kadar geçen süre içinde ortaya çıkması muhtemel tehlikelerin toplamıdır. Kredi riski ise, kredi müşterisinin kredi ilişkisine esas teşkil eden kurallara aykırı davranarak, krediyi kullandıran finansal aracı ile kendisi arasında yapılan sözleşme kaidelerine riayet etmemesidir. Yani kredi riski, kredi müşterisinin kullandığı krediyi zamanında geri ödememesi ya da eksik ödeme yapması durumunda finansal aracının uğrayacağı maddi zarardır. Finansal aracılar kredi riskini minimum düzeye indirme amacındadır. Bunun için güven unsurunu tesis edecek düzenlemelere başvurarak, kredi müşterisini seçmekte; riskli durumlar tespit edildiğinde ise kredi kullandırmamaktadır. Bu amaçla bankalar, kredi talep edenin gerçek risk profilinin ayrıntılı biçimde değerlendirmesine olanak verecek yeterli bilgi sağlamalıdır. Onaya sunulan kredilere ilişkin dokümanlarda en azından aşağıda yer alan hususlara yer verilmiş olması gereklidir:

•Kredinin amacı ve geri ödeme için gerekli fonun kaynağı,

•Kredi talep edenin güvenirliliği ve itibarı,

•Mevcut risk profili (tüm risklerin yapısı ve miktarını içermeli), piyasadaki ve ekonomideki gelişmelere karşı etkilenebilirliği,

•Geri ödeme için mevcut durumun ve geçmiş ödeme performansının, geçmiş finansal eğilimler ve nakit akış projeksiyonlarına göre değerlendirilmesi,

•Çeşitli senaryolara göre geri ödeme kapasitesinin analiz edilmesi,

•Kredi talep edenin borç yükümlülüğü alabilmesi için yasal durumunun değerlendirilmesi,

•Ticari krediler için, ticari işletmenin faaliyet gösterdiği sektörün durumu, işletmenin geçmiş faaliyetleri ve sektördeki pozisyonu,

•Kredi için öngörülen vade ve koşullar ile sözleşmenin kredi talep edenin finansal durumunda gelecekteki olası değişikliklerin dikkate alınarak hazırlanması,

•Garanti ve teminatların uygun ve yeterliliğinin çeşitli senaryolar oluşturularak değerlendirilmesi. Kredi verme prosedürüne ilişkin kriterler oluşturulduktan sonra, bankanın doğru ve uygun kredi kararlarını alabilmesi için edinilen bilgilerin yeterli olduğundan emin olması gerekir. Söz konusu bilgiler aynı zamanda bankanın dâhili kredi derecelendirme sistemine göre yapılacak değerlendirme için de bir veri niteliğinde olacaktır.

Gelir Unsuru Finansal aracıların kredi kullandırırken ki temel amaçları, bu işlemden bir gelir elde etmektir. Elde edilen gelirin bir kısmı söz konusu krediye konu olan mevduatın sahibine faiz geliri olarak ödenir, bir kısmı ise finansal aracının kârını oluşturur. Finansal aracıların söz konusu kredi işleminden elde ettiği gelir ne kadar fazla olursa, finansal aracıların etkinliği de o oranda artar. Elde edilen gelir, bir motivasyon kaynağı olarak, finans piyasasının da daha etkin işlemesine yardımcı olur.


Firmaların kuruluşundan günümüze kadar olan ve önümüzdeki 10 yıllık büyüme, kapasite arttırma veya kalkınma planlarına yönelik yatırım yada refinansman ihtiyaçlarının analizleri firma ile birlikte değerlendirilir.

Tüm bu unsurların ışığında hesaplanan şirket değerleri çeşitli yöntemlerle hesaplanmaktadır. Bu yöntemler arasında en çok uygulanan analizler ise İndirgenmiş Nakit Akımı, Piyasa Çarpanları Analizi ve El Değiştirme Çarpanları Analizidir. Bu yöntemler uygulanırken şirket değerleri üstünde şirketin yapmış olduğu satışları ve satış maliyetleri, net karlarının yanında EBITDA değerleri önemli etkileri vardır. Bu sebeple şirketlerin değerlerini arttırmasında karlılık, maliyet kontrolü en önemli unsurdur fakat bunu sağlarken de şirketler sadece mali tablolar üstünde bir kontrol mekanizması kurmamalıdır. Bunu sağlamak için oluşacak sinerji ile stratejik planlamalar yapılmalı şirketin satış hacmini arttıracak ve maliyetleri kontrol altına alacak adımlarla karlılık artmalı diğer taraftan etkin bir şekilde yönetilecek kaynak yapısı ile şirketin ihtiyaç duyduğu fon ihtiyacı minimize edilmelidir. Bunun içinde şirketin hem operasyon hem de finansal yönetim konusunda organize olması gerekmektedir.

Tüm bu süreçler başlamadan önce firma ile işbirliği sözleşmesi yapılır. Oluşturulan finansman limiti üzerinden belirli bir komisyon ödenmesi söz konusu olacaktır.